17 Kasım 2013 Pazar
Hatırlıyor musun inna. Sen çalıştığın mekandaki acemiliğini belli eden ağır aksak adımlarla benim oturduğum masaya doğru yaklaşıyordun. Oldukça mekanik hareketlerle masaya oturdun. İşin bu sonuçta ve işini sevmiyorsun. Seni çalıştıran gerzek bir garson vardı, yaklaş yaklaş biraz daha yaklaş dediydi sana. Saçların lüle lüleydi ve bana gerçek bir gülümsemeyle, senin saçların da benimkisi gibi kıvırcık demiştin. Ben de yok kıvırcık değil deyip elimle bir dalga işareti yaparaktan dalgalı benim saçım demiştim. Çok güzelsin demiştim eğilip kulağına. Sonrasında düşündüm çok kez bunu. O mekanda parasınıu vermiş olduğum bir pozisyonun sağladığı haklardan biri değildi o an edindiğim. Gerçekten bu cesareti bulmuştum. Yoksa yalan mı söylüyorum kendime. Her neyse. Sen yine opldukça mekanik biçimde teşekkür etmiştin bana. Pişman olmuştum. Koşullar eşit olmayınca hiçbir söz gerçek anlamında kullanılamıyor değil mi. Ve hiçbir zaman kşullar eşit olmuyor, hiç.
Düşünüyorum, diyorum ki, bu kadar hızlı düşünebildiğimiz halde bu kadar ağır ve kaba saba bir tyeknikle yaşıyor olmamız çok kötü değil mi, ciddi bir kusur değil mi. Karşılıklı sohbetlerişn belki bilmece çözmek gibi bir anlamı var, o farklı bir uğraşa giriyor. Ama insan kendi kendisiyle ya da nesnelerle ilişkisinde davranışlarını düşünce hızına uydurmaz mı. Söz kurma gerekliliği bizi ehlileştiriyor sanırım. Toplumsal birey yapıyor, ve hepimiz toplumda standartları mevcut olan “biri”lerinden olup çıkıyoruz. Ha bir de şu sembol meselesi var. Sembollerle ulaşma isteği var insanlara, ama bunun içinde sembol okuma arzusu olan insanlara ulaşmak teknik gerekliliği var. Ya da şöyle söyleyeyim, aşkın ve gizin peşinde koşmakta ısrarlı insanlarla yollarımız kesişecek mi acaba..
Kendim için özenle hazırladığım ve incelikle yaşamaya çalıştığım hayatı başka insanlarla da paylaşmak istiyorum, ya da aynı şekilde onların incelikleriyle birliktelikler kurmak istiyorum. Bunu gözle görülür bir sanaty biçiminde yaşayabileceğimize inanıyorum. Ama işte, buna inanann başka insnlara njasıl ulaşacağım. Aslında neredeyse her sohbetimde ucundan yakalıyorum bu olanağı. Ama ayrılır ayrılmaz insanlardan, anında kopmalarını engelleyemem ya. Engelleyemiyorum. Hep daha fazla daha fazla uzaklaşmak huzurunda ve eğilimindeler. Böyle daha rahatlar, içlerindeki huzursuz sesi bastırdıkça zafer kazandıklarıunı düşünüyorlar. Tutkudan kaçtıkça daha huzurlular. Benhse onları tutkuya davet ediyorum, ama işte iş güç çoluk çocuk vs. gülüp geçemiyorum. Onların korkaklığı yüzünden kendimi sınayacak hiçbir alanım kalmadı. Hiçbir sınanacak sohbetim kalmadı.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder