30 Ağustos 2009 Pazar

Kaybolmuş bir adam susmuş

Kaybolmuş bir adam susmuş. Ne cenneti kalmış, ne cehennemi, bir varmış, bir yokmuş. "Zaman"a da inanmıyormuş artık. Büyük ve kalabalık umutları boğazlamış. Küçük ve tensel gerçek umutçuk ünitelerine bağlamış kendini.
Yokum derken varlık hissiyatı ve sorumluluğundan;
Varım derken yokluğun güvensizliğinden, güçsüzlüğünden
Utanmış.
Utanç bitiyor artık diye sevinirken yine aniden çocukluk ahlakının dibinde boğulmuş.

"Yaşanan" diye bir şey yokmuş, yaşandığı varsayılan şeyler var, tüm yaşam bir önyargıymış yani.
"Geçmiş yaşanan" olması işine geliyormuş insanın, "yaşanmış" gibi bahsedebilmek için.

Lakin bir şeyin "geçmiş" olması" zaman"ın varlığı üzerine kesin bir yargıyı gerektiriyor ya. Ama "zaman" yaşamamaya bir övgüden, yaşamama beklentisinin söylencesinden başka şey değil ki...

(30.08.09)

koklanasılarsız...

Bi sigaranın oyununa mı geldin
Ayyaş kokulu hüznüm
Kokudur değil mi, yalnız koku
Tek dürtün,
En başıboş,
Hiç,
Esrik,
Özgür-yalnızlığın,
Saniyede tavdır,
Dolgun görünümlü kadın çiçeğinin kokusuna
Masumluk zannededur sen,bi koklasam'ları
Arzı evrende döndüren direkleridir o çiçeklerin koklanasıları
Senetler imzalanır uğruna
Ömürler haczedilir,
Yine de acımazsın
Vicdanı üvey ilan eder
Bi ömür aç, açıkta kalır
Kimsesiz kalır da
Burnunun dikine
Kokuna
Sevdalısın.

(31.08.09)