Nasıl öyle karanlk karanlık bakıyorum kendime
Yüzüm karanlık, duruşum karanlık, bir çift göz parıldamıyor bile
Kardeş oldum, karındaş oldum karanlıkla..
30 Ekim 2009 Cuma
gül kurusu
Sevişmek isteyip istemediğimi sınıyordum, bedenimin sesini dinliyordum, kadın sessizlikti. Kapı çalındı. Her daim sevişmek istediğim kadın gelmişti, onun teninden doğmuştum sanki, ama insan annesini bile reddedebilirdi, reddetmiştim. Tartışmalar, kavgalar sürerken, aklımdan kesik kesik, kaçamak bakışlarına ve hoş kokusuna maruz kaldığım, aklımın bir köşesinde küçük ama sağlam sağlam yer edinmiş kadın geçiyordu. Bunalmıştım lakin, sevişmk istemiyordu artık tenim kimseyle. Kötü kokulu ya da gürültülü sevişmeler geçiverdi bir an ince bir şerit halinde kafamdan, İnce ve keskin bir şerit. Şeriin keskin tarafı ahlaki yargılardan ve vicdana verilen farklı anlamlardan oluşuyordu. Tercihlerimin iç güdüsel olduğunu biliyor ve kabul ediyordum, aksi iddiaları da birtürlü inandırıcı bulamıyordum.
Beş senedir kalbimin hiç dokunulmamış ve dokunulmayacak, hiç sevişimemiş ve sevişilmeyecek olan gizli köşesini işgal eden kadınla, karşılaştığımız hiç birşey konuşup hiç birşeypaylaştığımız rastlantısal sokak, cadde üzerleri geçiyor şimdi de kafamdan. Ne red ne kabul.
Bir de red vardı, önce çekici bulmuştum bunu, reddediyordu ama sevişgenliğimi engellemeye çalışmıyordu. Evet sevişememek kötüydü, büyük eksiklikti, Lakin bu şekilde sevişebilmek de acıtıcı, cevapsız kalmış bir soru gibi kurcalıyordu zihnimi. Reddi kabul göstermiştim ve kendimle gurur duymuştum.
Binlerce binlerce sevişme ihtimalleri, geçen geçiştirilen anlar, kadınlar cilveleşmeler. Acı, anlam veremeyen bir gülümseyişle şeridin akıp geçişini iziyordum.
Sonra bir gece, uykusuz, sersem, yorgun bir gece vakti. Yastığımın altında bir gül kurusu buldum. Şerit koptu bir an.
Önce hemen alışkan davranışların birparçası gibi yaşanılanların br kenarına koydum kafamda, sonra vazgeçtim bundan. Yastığımn altındaki bir gül kurusu bütün oyunlardan daha oyundu bana yöneltilmiş. Koklamaya yeltendim, alışkanlık işte, kokusu gideli çok olmuştu. Rengi duruyordu, dokunmaya kalktım her an dağılacak gibiydi, vazgeçtim.
Yastığımın altına konmuş, ya da orada bulunmuş, ya da ordaymış... bir gül kurusu. Şeridi kesti kopardı yumuşakça. Bıraktım bulduğum yere.
Uyumaya devam ediyorum, yastığımın altındaki yaşantının farkındalığını yaşayarak artık...
Beş senedir kalbimin hiç dokunulmamış ve dokunulmayacak, hiç sevişimemiş ve sevişilmeyecek olan gizli köşesini işgal eden kadınla, karşılaştığımız hiç birşey konuşup hiç birşeypaylaştığımız rastlantısal sokak, cadde üzerleri geçiyor şimdi de kafamdan. Ne red ne kabul.
Bir de red vardı, önce çekici bulmuştum bunu, reddediyordu ama sevişgenliğimi engellemeye çalışmıyordu. Evet sevişememek kötüydü, büyük eksiklikti, Lakin bu şekilde sevişebilmek de acıtıcı, cevapsız kalmış bir soru gibi kurcalıyordu zihnimi. Reddi kabul göstermiştim ve kendimle gurur duymuştum.
Binlerce binlerce sevişme ihtimalleri, geçen geçiştirilen anlar, kadınlar cilveleşmeler. Acı, anlam veremeyen bir gülümseyişle şeridin akıp geçişini iziyordum.
Sonra bir gece, uykusuz, sersem, yorgun bir gece vakti. Yastığımın altında bir gül kurusu buldum. Şerit koptu bir an.
Önce hemen alışkan davranışların birparçası gibi yaşanılanların br kenarına koydum kafamda, sonra vazgeçtim bundan. Yastığımn altındaki bir gül kurusu bütün oyunlardan daha oyundu bana yöneltilmiş. Koklamaya yeltendim, alışkanlık işte, kokusu gideli çok olmuştu. Rengi duruyordu, dokunmaya kalktım her an dağılacak gibiydi, vazgeçtim.
Yastığımın altına konmuş, ya da orada bulunmuş, ya da ordaymış... bir gül kurusu. Şeridi kesti kopardı yumuşakça. Bıraktım bulduğum yere.
Uyumaya devam ediyorum, yastığımın altındaki yaşantının farkındalığını yaşayarak artık...
Bir adam okul
Bir okul, okulda ders, derste sınıf, sınıfta bir adam
Bir adam, dar sınıf, manası sığ bir ders, ders-bina bireşimi okul
Okuyamadı, adayamadı, sınayamadı, deyemedi
Bu dört duvarın arasında
Ne adam adam aslında hem de adamdı, yşamayandı,
Ne kadın kadındı aslında hem de azıcık kadındı,
Boğuldu kadınlığı adamlığı insanlığın
Olmayan olgular, var olmayan kavramlar
Olmuş gibi, varmış gibi spazmlardan ibaret kılındı
Mecburen koltuklar, mecburen tahta, mecburen defter,
Nesneler önce, onursuzluğa itildi
Zaman meşru kılındı, yeri sağlamlandı, değişmezlendi
Yaşlandıkça güçlü olundu sanıldı
Belirlenmiş zamanların dışı
İnsanlığın asgarisine tamahkar kılındı
Bir adam, dar sınıf, manası sığ bir ders, ders-bina bireşimi okul
Okuyamadı, adayamadı, sınayamadı, deyemedi
Bu dört duvarın arasında
Ne adam adam aslında hem de adamdı, yşamayandı,
Ne kadın kadındı aslında hem de azıcık kadındı,
Boğuldu kadınlığı adamlığı insanlığın
Olmayan olgular, var olmayan kavramlar
Olmuş gibi, varmış gibi spazmlardan ibaret kılındı
Mecburen koltuklar, mecburen tahta, mecburen defter,
Nesneler önce, onursuzluğa itildi
Zaman meşru kılındı, yeri sağlamlandı, değişmezlendi
Yaşlandıkça güçlü olundu sanıldı
Belirlenmiş zamanların dışı
İnsanlığın asgarisine tamahkar kılındı
uçan biçim...
Her kelimenin, kelamın sırtındaki yük
Vebal büyüyor
Sözüm büyüdükçe, susuyorum daha çok
-----------------------------------------
Geniş arabalar, kaygılı yürüyen sokakta kadınlar, ellerinden tutulmuş korkak çocuklar sürüklenen. Ve gözeyen bir şiir, ürkütmemeye çalışan. Sonra elinde siyah bir poşetle -manası bilinir- biraz sonra suç işleyecekmiş gibi, ürkek, hem de sabırsızca kiralık barınağına yürüyen genç adam. Gel gör ki poşetin içinde kabartmış göğsünü okudu okuyacak bir şiir, kırmızı şarap, ne ucuz ne pahalı denilenden...
-------------------------------------------------------------------------------------------------
Yüzümde gülmeyen bir şeyler var yine
Ki ben güleç bilinirim
Binyılıktır diye düşünürüm her gün belli saatlerde,
Gelip oturan içime sıkıntı
Ki ben güleç bilinirim,
Oturmuştur yerleşmiştir
Güleç çizgilerin hemen kenarına hüzüntü,
Resimlerde görünmeyen
Oturmuş yerleşmiştir
Hüznün adı tadı gülümsemektir biraz da
Gülümsemek
Gülümsemektir biraz da
Ardı, ötesi, kıyısı, köşesi
Hüznümün
Hüznümün
Bin yıllık gündelik alışmışlığıdır
Gülümsemem, güleçliğim...
-------------------------------------------------
Her masada bir yalnız adam,
Meyhane bunun anlamı,
Bu kadından öğreneceklerim var
Bu da bu masadaki yalnızın anlamı
Çalan şarkı ne söylerse söylesin
Masa sayısı kadar çözümlemesi var,
Yaşama dair, öğreneceklerim, bu kadından.
------------------------------------------------------
Ne demek aşk,
Karın ağrım kuvvetlendi demek,
Ne demek yaşamak
Karnım ağrıyor demek.
Vebal büyüyor
Sözüm büyüdükçe, susuyorum daha çok
-----------------------------------------
Geniş arabalar, kaygılı yürüyen sokakta kadınlar, ellerinden tutulmuş korkak çocuklar sürüklenen. Ve gözeyen bir şiir, ürkütmemeye çalışan. Sonra elinde siyah bir poşetle -manası bilinir- biraz sonra suç işleyecekmiş gibi, ürkek, hem de sabırsızca kiralık barınağına yürüyen genç adam. Gel gör ki poşetin içinde kabartmış göğsünü okudu okuyacak bir şiir, kırmızı şarap, ne ucuz ne pahalı denilenden...
-------------------------------------------------------------------------------------------------
Yüzümde gülmeyen bir şeyler var yine
Ki ben güleç bilinirim
Binyılıktır diye düşünürüm her gün belli saatlerde,
Gelip oturan içime sıkıntı
Ki ben güleç bilinirim,
Oturmuştur yerleşmiştir
Güleç çizgilerin hemen kenarına hüzüntü,
Resimlerde görünmeyen
Oturmuş yerleşmiştir
Hüznün adı tadı gülümsemektir biraz da
Gülümsemek
Gülümsemektir biraz da
Ardı, ötesi, kıyısı, köşesi
Hüznümün
Hüznümün
Bin yıllık gündelik alışmışlığıdır
Gülümsemem, güleçliğim...
-------------------------------------------------
Her masada bir yalnız adam,
Meyhane bunun anlamı,
Bu kadından öğreneceklerim var
Bu da bu masadaki yalnızın anlamı
Çalan şarkı ne söylerse söylesin
Masa sayısı kadar çözümlemesi var,
Yaşama dair, öğreneceklerim, bu kadından.
------------------------------------------------------
Ne demek aşk,
Karın ağrım kuvvetlendi demek,
Ne demek yaşamak
Karnım ağrıyor demek.
neyin kokusu bu...
Bu neyin kokusu, neyin tadı bu
Anne mi, ilk sevişmenin mi
Nedir bu hatırın güllerini yeşertip
Şimdiyi aşkın kılan
Bu, vücudumun
Her bir noktası harp cephesi olan
Bedenimin, bu gümbürtüleri de ne?
Toplumun çıkıp gitmesi, kendini unutman, onu unutman
Kimliklerin yok oluşu da ne
Kimliksizlik
Nedir bu şapşalığın bilgeliği
Boş bakışların tanrı gözü oluşu
Boş zamanın, sonsuzluk oluşu nedir
Nedir bu kaybetme arzusu
Kaybedip kaybedip bulma tutkusu...
Anne mi, ilk sevişmenin mi
Nedir bu hatırın güllerini yeşertip
Şimdiyi aşkın kılan
Bu, vücudumun
Her bir noktası harp cephesi olan
Bedenimin, bu gümbürtüleri de ne?
Toplumun çıkıp gitmesi, kendini unutman, onu unutman
Kimliklerin yok oluşu da ne
Kimliksizlik
Nedir bu şapşalığın bilgeliği
Boş bakışların tanrı gözü oluşu
Boş zamanın, sonsuzluk oluşu nedir
Nedir bu kaybetme arzusu
Kaybedip kaybedip bulma tutkusu...
kaybolmasınlar diye...
Günün birinde kocaman bir kadın olduğunda geçmişi hatırlayıp gözlerini özlem içinde süzüp bir dosta yahut arkadaşa anlatrken gemişten anılar, "bir adam sevmiştim" diyeceksin.
-------------------------------------------------------------------------------------------------
Bak, kocaman ellerim var. Kocaman resimler çizebilirim, kocaman şarkılar söyleyebilirim. Bak ağzım kocaman, kocaman bağırabilirim...
-------------------------------------------------------------------------------------------------
Sarhoş olum da seni hatırladım yine,sağ elim, dertli elim...
-------------------------------------------------------------------------------------------------
Ben yürüyorum bir varoş sokağında, gündüz oluyor, gece oluyor, bir adım gündüz, bir adım gece. Bozuk asfaltlı yol adımlarımı sayıyor, bir ısınıyor, bir soğuyor. Ağaçlar birbiriyle fısıldaşıyor, bir yürüyen var sokakta, ritm tutuyorlar adımlarıma, sallana sallana.
Meyve ağacı var, kavak var, söğüt var.
İnsanlar, işinde gücünde insanlar üçüncü uykusundalar. Ben yürüyorum, hafif sarhoş bolca meşrebi. Ağaçlarla dostluk kuruyorum, deli mi ne diye bakıyor kediler.
Sonra durup, elime tlefon alıp, seni arıyorum...
Neydi ki aratan seni?
-------------------------------------------------------------------------------------------------
-------------------------------------------------------------------------------------------------
Bak, kocaman ellerim var. Kocaman resimler çizebilirim, kocaman şarkılar söyleyebilirim. Bak ağzım kocaman, kocaman bağırabilirim...
-------------------------------------------------------------------------------------------------
Sarhoş olum da seni hatırladım yine,sağ elim, dertli elim...
-------------------------------------------------------------------------------------------------
Ben yürüyorum bir varoş sokağında, gündüz oluyor, gece oluyor, bir adım gündüz, bir adım gece. Bozuk asfaltlı yol adımlarımı sayıyor, bir ısınıyor, bir soğuyor. Ağaçlar birbiriyle fısıldaşıyor, bir yürüyen var sokakta, ritm tutuyorlar adımlarıma, sallana sallana.
Meyve ağacı var, kavak var, söğüt var.
İnsanlar, işinde gücünde insanlar üçüncü uykusundalar. Ben yürüyorum, hafif sarhoş bolca meşrebi. Ağaçlarla dostluk kuruyorum, deli mi ne diye bakıyor kediler.
Sonra durup, elime tlefon alıp, seni arıyorum...
Neydi ki aratan seni?
-------------------------------------------------------------------------------------------------
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)