26 Şubat 2013 Salı

ne fasıl ne asıl nasıl nasıl
bir tutsam velhasıl
söz
sözün ucunu
ucunu
bir daha bırakmayacağım katip.

"neşet ertaş türkü çığırırken"

Bir “neşet Ertaş türkü çığırırken” tablosunu sergiye koyarsanız bütün doğulu hüznünü, çığrığını kaybeder, batı akorlarıyla bozlak budur. Duvara boyarsanız “neşet Ertaş türkü çığırırken” resmini, şehirli kültürünün, her ne kadar şarap içilen bir sahilinde de resmetseniz, inceden hava kirliliği kokusuyla ağzınızın tadı bozulabilir. Ola ki, bir işçi sofrasındasınız ve tesadüf işte radyodan “neşet Ertaş türkü çığırırken” sesi duyuldu, rakı içiyorsunuz, kendinizi toprağı kucaklarken, yoksulluğun kötü kokularını içinize çekip ağlarken bulabilirsiniz. Kolay değil ağaçlarla paylaşmak toprağı, kök salmış olarak.

23 Şubat 2013 Cumartesi

günün biri sözün kopyası

kabuklanmış, kuru, şu kömüre çalan kara mevsim kurusu dal
kara vaktinde, soğuk gün sonrasının,
ezberiyle övünen, bir çan sesi korosunun duldasında,
anamaz olmuştur adamları ve bebeleri, bedenleri,
ortalık yerin mevzuatı kırık ıslığı,
anamaz olmuştur artık bir şiire dokunur gibi
hediye verme ve alma alışkanlığı olmasa da,
temiz bir terkedilişe hasret kalmıştır.
giderken miras kavgasına tutuşulmayan gitmelere hasretler yontmuştur kendine
ahşap çiçek gibi ne aldanış!
kuru dal kurusu
kömürleş
hediye etmek istemeyecek misin acaba bir daha ne idüğü belirsiz,
cansız canını kadınlı bir akşam sofrasına

Şu narin dal manzarasına ince dal rengi bir işaret düştüğü bahar şehrine
bebeler, adamlar da hediye etmiştir
manzaraya dokunmasını bilen usta gözlere şiirler de hediye etmiştir
pek fazla duyulmamış ünlü duyarlılıklara eski çiçek isimleri vermiştir
dermiş, derlemiş, eksiği bilen hoş sohbet bir derviş mekanı,
dili yontuyarak çizmiş gibi mağara duvarına,
has benizli kadına,
ne ince armağan etmiş, eski isimlerini çiçeklerini.

(ikibinoniki mayıs)