23 Nisan 2013 Salı

Muhafazakar Sanat (Muhafazakar’ın Sanat’ı)

Önce ellerine bakman gerekirdi, belki birkaç yıl boyunca. Onlar bir araç değiller. Söylenen sözcükleri dinlemen gerekirdi, hayır anlamlarını değil, ağızdan çıkış hallerini, nefese dökülüş şekillerini. Onlar bir araç değiller. Ve “yaşamayan yaşam” anlatılınca, yaşama değil, ölüme kutsanıyor, bunu bilmen gerekir. Sahiplendiğin, koruduğun ne varsa, her ne kadar ezberde birikmiş şiir argümanları süs olarak var olsa da, örneğin ananın amı, örneğin babanın siki, örneğin dedenin tüfenkli savaş kaçağı olma durumu, önce o sahiplendiğin şeylerden azade olman gerekirdi. Semboller neden sembol olmuşlar. Ney’i üfleyen dudak, taşı yontuyan alet ve el, mastürbasyon yapmanın daha mübah hali sol el. İnsan terinin illallah hali, emeğin kutsallığı zırvasını gel de anlat haydi o illallah haline emeğin. Hazır edinilmiş bir lügat ve deyimler sözlüğü, göze kestirilen dişiler ve erkekler, sembollerle yapılan sözde savaşlar, tartışmalar, ondokuzuncu ve yirminci yüzyıl diye insan zamanının ondalık sisteme göre bölünmesiyle edinilmiş bellenilmiş mihenk taşları, isimleri ve uluslarıyla. Ben bir şey gördüm suda ya da toprakta, ya da neredeydi ne zamandı bilemiyorum. Nasıl anlatabilirim ki gördüğüm şeyi, görmediklerimle ilgili zırvalayabilirim yalnızca. Ömrü belli zırvalamalar. Dünya nesnesini paylaşmak ve üretmek kolay mı sanıyorsun. Ciddi bir sessizliği gerektirir özgürce sevmek. Sanatının illallah halisin ve gün geçtikçe daha çekilmez oluyor senin retoriklerinle emeğin akıbeti.

17 Nisan 2013 Çarşamba

mühendislik ekonomisi üzerine...


Dolmak ile boşalmanın dengesi tutmadığında, girdap oluşur, türbülans oluşur, hangi fikirleri ya da ilhamları yutup, derine göndereceği, ya da hangi anıları düşünceleri gün yüzüne çıkaracağı bilinmez. Kendi düşünce karmaşasını seyir eylemekten keyif alan bir kişi için bu keyfile geçecek bir ömür demektir. Ama bir taraftan da gün geçtikçe yalnızlaşmaya sebep, insanlarla derin ilişkiler kurmayı sağlayan nesneler üretmekten de alıkoyulması ile sonuçlanıyor demektir. Filmler seyretmek, kitaplar okumak, düşüncelerin fütursuzca zihne girip çıkmasına izin vermek, her telden müzikler dinlemek… Gidişat gösteriyor ki, daha az insan, daha çok kitap, müzik, vs. Bu kader-i akıbet yüzündendir, anlaşılan, şiir sanatının, roman sanatının ya da  müzik sanatının kutsal yalnızlığın mührü olması. 
Yine yalnızca anlık bir paradigma mı kuruyorum acaba? Girdap halindeki bir zihinden başka nasıl tutarlılık beklenebilir ki zaten..