insanlar hikayeler yazar.
ışık, enerjiden ve benzeri ısıdan meydana geldiğinden mütevelli, bize de bir çift göz uyduruluvermiştir. görüntüleri görerek ya da görmeyerek, yaşamın her anında yaşarız. zamanı da bilerek ya da bilmeyerek hissettiğimiz gibi. listeleme mantığını birkenara bırakarak kısaca diğer dört beş altı duyuyu da benzeri şekilde bilerek ya da bilmeyerek hissederiz. insan ömrü kısadır, ama yaşlanması hızlıdır. ben bin yaşındayımdiyen bir insanla karşılaşırsanız, ona inanın. bilerek ya da bilmeyerek biriktirir dururuz çünkü yaşamın nüvelerini bünyemizde, o kadar tüketici nitelikte o kadar hızlı ve anlık olur ki bu, görüntülere uydurduğumuz anlamlar, ya da onlarıifade etme biçimimiz, ne kadar nitelikli olmasını istersek o kadar daraltır, öznelleştirir, kullan-at nesnesi oluverir.
insanlar hikayeler yazar. olayların ya da kurguların peşine takılır gideriz, o an izin verdiğimiz ölçüde elbette. sonra birikir işte, sonrası bildik hikaye. aslında ben demek istiyorum ki, içine dalıp dalıp çıkılacak, soluksuz kalıp kalıp sonra yaniden soluk alınmasına fırsat verilecek, böylepeşine takılınacak hikayeler olacak. o soluk alma anları soluk renkte katı, soğuk olabilir ya da kara mizah yüklü bir kalpsizlik hali de olabilir. ve şimdi aklımageldi, öleceğimiz zaman da soluk aldığımız an bırakmalıyız soluk almayı, yani o kara mizah, soluk, katı ortamda. niye mi? ölmemek için elbette. 60 yıl misal, yaşam-hikaye biriktirip biriktirip de, sonra ölmemek için, bütün hikayexccilere bu kazığı atmak için. çünkü ola ki boşluğumuza denk geldi ve bir hikayeye dalmışken ölüverdik, o zaman bütün diğer sermayeye yazık olmaz mı be ya.
insan üşür.insan suçlar. kontrol etmeye çalışırama beceremez. insan zenginliği yaşar, fakirliği istemeyerek de olsa yaşar. doğanın, ya da evrenin de diyebiliriz, dalga konusu haline gelir böylece. işte bu yüzden pek sayın meslektaşlarım, olabildiğince az dalga konusu olmakiçin, olabildiğince kısa, sade, 'anlamsız' hikayeler döşeyin. çünkü birileri sürekli dalıp dalıp çıkıyor hikayelerinize, ve çıktıkları zaman arkanızdan hiç iyi laflaretmiyorlar söyleyeyim.
insan özler. insan kucaklar, kucaklamanın geometrisi üzerine düşünür. hah işte burada biraz duraj-klayalım. birşey 'üzerine' düşünmek kötüdür. az önce bahsettiğim soluk alma anlarıyla alaksı yoktur. birşey üzerine düşünmek, iki arada bir derede kalmaktır, kucaklamanın geometrisi örneğinde olduğu gibi, aslında artık kucaklamıyorsundur. sadece bir kaç hesap içinde ödevini teslimetme endişesi içinde hesaplara gömülmüşün demektir.
insan susar, nadiren çığlık atar, kabullenir, kıçına tekme yiyeceğini bile bile bazen reddeder, kıçına tekme yiyeceğini bildiğinden hevesle kabul eder bazen. öfkelenir yumruk atar, öfkelenmez amayumruk atabilir. tanımlamalar, nitelemeler ne kadar kısa sadeolursa, vuku bulanın yaşanmasına harcanacak bedensel mesaiye o kadar şevk kalır.
insan biriktirir. bozdurur bozdurur biriktirir. hesap verir, hesap vereyim derken biriktirdiklerini de boş yere harcar. sinirsel biriktirmeler de olur elbet. onları da ekonomik harcamayı bilmeli. insan içki içer, sigara içer. içki ve sigara keni aleminde takılırlerken, insan o0nları seyreder zevke dalar. sonra aylardan yıllardan bir gün, bu kadar uzun sürmese daha iyi ama, birisi güzelcekucaklar insanı, oh ne sıcak sımsıkı kollarıyla.
ne güzel gözleriniz var kadın, gel de şöyle doya doya susalım
hayat üzerine, üzerimize bir ince yorgan çekelim
insan kafiyeleri sever. ama yorucudur, gereğinden fazla nefes harcatır. insan tekerlemeleri sever, bu yüzden gevezeliği ve gereksizliği birtürlü bırakamaz, alışkanlık işte deyip geçer bir de. insan utanır. söylediklerinin doğru anlaşılmasından korkar. insan cesurdur.ne kazandıysa da bundan kazanmıştır. sonra bir gecede bütün kazandıklarını bir korkunun cazibesine kapılarak kaybetmiştir. başını hikayelere daldırmış, vücudunu hava şartlarına emanet etmiştir.
insan hikayeler yazar. insan üşür. diyelim ki film çekeceksiniz, ne diye mesainizin çoğunu kameraylauğraşarak geçirirsiniz. diyelimki şiir yazarsınız, ne diye evrenin entropisini müsrifçe bir şiir yapmak için gecelerde, kağıtlarda düşüncesizce artırırsınız. şiir gelir. selam verir, gider. yakaladım diyen, büyük balık yakaladığıyla övünen debdebecidir.
bir şeyler anlatmaya çalıştım ise affola. şu sıralar bir hikayeye dalmış durumda olduğumdan, çıktığımzaman yeniden kritik yaparız. ısınırız, ayaklarımız ayaklarınıza değer.
11 Mart 2012 Pazar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)