25 Haziran 2010 Cuma

biten bir şarkının düşündürdükleri...

Kendine iyi bak, buraları düşünme, buralar bildiğin gibi işte, yağmur çamur, araba gürültüsü. Şarkılar türküler bildiğin gibi işte, bir de kalp ağrısı. Kim ne zaman icat etti bu araba gürültüsünü kalp ağrısını, bu yazıyı kim icat etti. Sen yine de buraları hiç düşünme, memeleket hasretini kim icat etti hemşerim.

Bir yerlerden bir yerler gitme halinde olmak, kısacası yolculuk. Bu yolculuk durdu artık gibime geliyor, kimse bi yerlere gidemiyor sanki artık amcaoğlu. Kimse bi yerleri sevemiyor sanki artık, terk, şehirler ne zaman gitti, kimse görmedi. Biz ise papirüslerin anı yad edicileri kalmışız. Kalanlara bırakalım o halde kendimizi, geçmiş şölenlerin anılarına, geçmiş yolculukların, hani bizim yapmadığımız ama yaptığımız da sayılır- o yolculukların serin mekansızlığına bırakalım kendimizi. Daha ne kadar direnecektik ki zaten söylemişler işte bizlerden çok çok önce çok çok kimse: yalnız insan, yaşamın terk ettiği ölümün yaşattığı insan diye.
Tekrar merhaba, nesnelerin dünyasına hoş geldim. Şimdi gürültüleri koyverme, iniltileri derdest etme zamanı. Başlangıç sanılmasın, ölünmüş bir yaşamın yankılarında sarhoş olmak diyelim.

Biraz hatıradan zarar gelmez. Sözler vardı, sözlere itibar etiğimz dönemlerdi. Bu yüzden çok kırılgan bu yüzden çok atılgandım. Şimdinin büyüsü vardı, zaten bütün zaman iplerini kapsardı şimdi. Söz ettikçe zaman geçtikçe diyelim, geriye doğru gittiğimi fark ettim, neye göre geri diye sorma…kendimize karşı en başta çok haklıydık, sonra sürekli yalancı çıkmaya başladık. Bir baktık ki bir gün- gece de olabilir- söz söyleyemez olmuşuz, yalandan başka. Geçmiş alışkanlık işte hala “biz” diye konuşmak, hala imla kurallarına uygun yazmak.

Böylesi bir dönemde- bak hala dönem diyorum, akıllanmamak- başlangıçlara inanan insanların yoldaşı oldum. Aşığı, sevgilisi oldum. Oysa ben ölüyordum, yine de hani şu sözler var ya, onlar iskelet gibi dik tutuyordu beni sanki. Öyle görünüyordum. Hala hikayelerim vardı. Ama dil. Dil müthiş yanılsamalı bir ilişki üretiyordu bu insanlarla aramda. Ben dilden korkmaya başlamıştım artık, onlar sözlerime güveniyorlardı, inanıyorlardı, kendi kulaklarına gelen sözlere. Yok yok rahat bırakmayacaktı bu vicdan, ama mülküzdüm ve gidemiyordum, mülksüzlük bir de vicdana işlemişse zaten gidemezsin. Kalıp çürümeyi mi beklemeliydim. O kötü kokuya dayanamam.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder