11 Ocak 2013 Cuma

Kurgusuz bir kompozisyonla, rast gele..

Bireylerin birbirlerine besledikleri şiddet meyilleri, toplum eğimine uygun olarak ivmelenir. Şiddet itkisi zihinde oluşur oluşmaz, belki mikro saniyeler içinde bu şiddet eyleminin ne yönde bir onayla ya da redle karşılaşacağı hesaplanır. Faşist zihniyet güç tartımı yapar, onay tartımı yapar. Kendisine karşı yapıldığını düşündüğü eylemin, topluma karşı yapılmış olma durumuyla örtüştüğü ölçüde şiddetini ve cesaretini artırır. Eylem, öncesi-süreci-sonrasında olabildiğince kaba muhakemeler ve tanıklıklarla ve dille yürümelidir. Ne de olsa binlerce yılın, tarihin mirası ahlaki yargılar inceliklerle sorgulanamaz ve elbette ki “bir sonuca varılamaz”. İki insanın, sevgili ya da aşık olmayı seçmiş iki insanın, kendilerine sunulan kalıplarda ilişkilerini yaşamayı reddetmesi ciddi etik meselesidir. Şahitlik ve tanıklıkların olmadığı ikili bir mücadelede iki insan sevişmekle birlikte savaşmaya da başlarlar. Peki bu kalıplarla ne derdi vardır bu iki insanın da, kendi deneylerini gerçekleştirmeye çabalarlar: Çünkü insan ilişkilerinin, -iletişim biçimi, dil, tepki biçimleri-, mikro düzeyde üretimiyle, dünyada tahammül sınırlarının çok üstünde yaşanan kötülüklerin sosyo-psikolojik ortak temelini sezmişlerdir. “Dünya kötü çünkü biz kötüyüz önermesi”. Ah, aslında ne ciddi riskli bir mücadeledir. Kollarını şefkatle kocaman açmış kalabalık güçlü ve huzurlu bir kitle her daim bir güvence unsuru olarak gölgesini hissettirmektedir. Toplum şehrinin altından tüneli kazıyorsundur ve iki kişisindir. İki kişinin ilişkisinde insanın bu özgürlük hukukunda inanmaktan ve kendine sürekli güven telkin etmekten başka dayanağı yoktur. Çünkü iki kişisindir, üç değil. Üç olsan daha güvencelidir, toplum olursun. Ama kazısını yaptığın, incelikleriyle içindeki idealist ruhlu anarşistin bulmaya çalıştığı şeyin gizi iki kişilik ilişkide saklıdır, ve ancak orada bulunacaktır. Toplumu yok etmenin sırrı oradadır. Şimdi tünelin en hassas noktasında, çökme riskinin ve ciddi kaybın yaşanma riskinin en fazla olduğu yerde, diğeri, yani o, bir an korkuya kapılır. Ve geri geri uzaklaşmaya başlar, bu durumda o tünelden çıktığını görenler olacaktır ve soracaklardır: -Ne oluyor orada? Artık tek ihtimal kalır: ele vermek. Kısacık bir anda güç tartımı yapılır, ve elbette ki çok korkulmaktadır. Tünelde hayal kırıklığı ve artık fersiz kalmışlıkla parlayan bir çift göz görünmektedir. Ve tünel, kanalizasyona bağlanır. Zaten bu amaçla kazılmıştır ya o tünel, toplumun bokunun akacağı bir kanal gerekmektedir, özgün, emekle açılmış bir kanalizasyon kanalından daha sıkı bir argümanı da olamazdı toplumun, ve bok içinde kalmış fersiz, tepkisiz gözden daha iyisi… İnsan istikrara mecburdur sözüm toplumdan içeri. Geçmişten kurtulmanın bir yolu olmalıdır. Suçlama, cezalandırma ve dipsiz sonsuz ürettiği ahlak neye hizmet eder aslında? Romantik trajik hayal kırıklıklarıyla ve pişmanlıklarla yaşamanın edebiyat dönemi geçmiştir belki de. İki insanın her sevişme eylem süreci, kendini araştırma olanaklarıyla doludur. Hangi toplumsal katmandan olursan ol, ne olduğunun, nasıl olduğunun, kendini görmenin olanaklarıyla. İnsanın arzularını özgürce ifade edebildiği bir sevişme süreci, kendi psikanalitik çözümlemesini yapabilmesinin gösterişli bir sahnesidir. Metin yazarını, senaryocuyu ve yönetmeni bulabilirsin. Kutsal kitaplar ve ekonomi doktrinlerinin önermelerinin dışındaki gerçek cinselliğini, iyisi kötüsü, tatlısı ekşisi, yumuşağı ve sertiyle orada keşfedersin. İnsanın içindeki şiddet seviciyi, tanıksız, toplumsuz bir sevişmeden daha iyi ne ortaya çıkarabilir. Peki şiddetin içinden doğup çıkmış bir bireylik için, mazoşizm ve sadizm olarak da tabir edilen nüveleriyle cinselliğini, daha farklı bir yansımadan ikili ilişkisindeki sadist, mazoşist karakteristiklerini, toplumsuz bu iki kişilik ilişkide samimiyetle kazılar yaparak çıkarıp bulmak yerine, aslında çocuksu bir “başka sevişmeler” arayışını dillendiremediği için, illa ki suçlamalı cezalı ve tanıklı bir gerekçe sebep bulmak zorunda hissettiği için yine tünelin ortasında diğerini bırakıp o kaba dile, hukuka, o inceliksiz eleştiriye –yine korkudan ve dürüst olamayıştan- teslim etmesine ne denmeli? Bir isim vermeli, sadece attan düşenlerin anlayabileceği bir jargonla. Ölümleri, tecavüzleri, cinayetleri çalıp yok pahasına satmak ayıp bir şeydir. Toplumsuzluk ideasıyla yola çıktığına inanıp ve inanmak ve güvenmekten başka hiçbir dayanağı olmama durumunu seçen diğerini de buna inandırıp; güçsüzlük, hayal kırıklığı ve korku hissettiğinde toplumun en basit ak-kara ikilemindeki yargılarına geçmişini teslim etmek ayıptır. Kaybetmek, hayal kırıklığı, başarısızlık… , bunlar bizimdir, bunlara da sahip çıkmalı insan. En riskli deney alanı iki insanın ilişkisidir ve bedeli ağırdır. Hazla ve heyecanla deneyler sonuçlandırmak da mümkün olamaz mıdır? Peki nedir bu “toplum”? Üç ve fazlası. İkiden daha azı, hep daha azı demektir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder