18 Mart 2015 Çarşamba

kendime çaldığım..

Kendime çaldığım zamanlar var; gündelik koşturmanın ortasında, gece
uykusunun herhangi bir aralığında, soğuk ve yağışlı kış günlerinin bir
pencere dışı görüntüsünde, sonbaharın umulmadık bir yaprak
kıpırtısında...

Şarabın bile hiç beklemediği bir göz yanılgısının sarhoşluk ve
sessizliğinde, müziğin daha önce pek kulağa çalınmamış alelade bir
sözünde, sokaktaki kadının sokağa dokunuşunda, çocukların kendilerinin
göremeyeceği, bir sanatkar bir ressam çizgisiyle oluşturulmuş
halelerinde.

Seni kendime eşitlediğim ve senin gözlerinle görmeye çabaladığım,
zamanlar var, kendime çaldığım. Kendi gözlerimi ve deliliğimi, senin
gözlerini ve deliliğini hayata eşitlediğim, hayatı ise gözlerimize
eşitlediğim, ve en nihayetinde hiç bir çağrışımın sana uğramadan
zihnimde görüntüye ve fikre dönüşmediği bir an'a ulaşıyorum.

Şimdi penceremde salınışını gördüğüm çam dalını kaybetmeden sana
yazmaya çalışmak. Rüzgarı görmek, ağacı duymak. Doğa, benim gözlerime
tercüme ederken bu an'ı, ben senin gözlerine, görüşüne tercüme
ediyorum.

Sokak lambasının etkisiyle, salınan çam dalı, evimin içinde salınan
çam dalı gölgesine dönüşüyor. Tam ortasındayım bir de müziğin. Tam
ortasındayım şimdi'nin, şu an'ın, yaşamın. Bilindik koşturmaların,
hesapların, planların değil; yaşamın. Çünkü bana göre, bu salınan dal
gölgesi, gözlerimdeki rüzgar ve şu an sen bunları okurken çağrışımında
oluşan esinti...bana göre yaşam budur. Ve ötesidir, çünkü zamansızlığı
keşfetmiş oluyoruz.

Belki de bir şeyin tarifini yapıyorum.

Karanlık bir salonda, duvarlardan ve eşyalardan yansıyan müziği, ne
yazıldığı görünmeyen bir kağıda yazılan mektubu, gecenin aydınlığının
pencereden odayı dolduruşunu, rüzgarın ve çam dalının gözlerimi
çalışını...seviyorum.

Kendime zamanlar çalıyorum, ve bir yaşam ihtimalinin tarifini yapıyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder