24 Aralık 2013 Salı

Filmin adı: Science of sleep

Becerikli, hayal gücü yoğun çocukların mirasıyla besleniyoruz bir ömür. O çocukların yarattığı el işleri, resimlerde kullandıkları renkler biçimler… Övünür dururuz sonra ölene dek, sanatımızla, sinemamızla. Hep kötü birer kopyası olabilecekler ancak, birkaç mantık ilkesi ve arz-talep davranışı bulaştırılmış olarak. Hazlar, rüyalar kimlerden kaldı sanıyorsunuz. Hala bizim sandığımız, geçmişte yaşamış yerli-devrimci çocuklardan. Sözüm ona “çocukluğumuz”dan. Beynimiz ve parmaklarımız o meşhur “çözümlenemez muhteşemliğini” birkaç on yıl gösterebiliyor bize. Sonrası onu öldürme çabalarıyla geçen onlarca yıl, yetişkin literatürüyle, teknikle, vs. Yetişkinlerin çocukluğa yaktıkları ağıtlarla, çocukların zahiri yetişkinliğe, muhteşem dünyayı temsil eden yetişkinliğe yaktıkları ağıtların ayrı ayrı sonuçlarını bir düşünün. Birincisi, çocukluğun ve rüyaların ölümü ve öldürülmesi methiyesine dönüşürken; yani yine de “tatlı ve zeki” yetişkinliği överken; ikincisi büyüklere sonsuz anlamsızlığın ve sonsuz gerçekliğin ipuçlarını sunan işaretler yaratmaya dönüşüyor. (bu cümleyi açımlayamayacağım, gücüm yetmez) Yani ben bu yazdıklarımda, çocukluğun ve rüyaların yetişkinlerin dünyasından bağımsız olmayan ve yetişkinlere imkansız önderliğini olumlarken, yetişkinlerin çocukluğa yaktıkları ve aynı süreç içerisinde yozlaştırdıkları teknik ağıtları olumsuzluyorum. İşte bu filmin ardından elimden dilimden dimağımdan bu sabuklamalar döküldü. Filmin adı: Science of sleep

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder