Kaybolmuş bir adam susmuş. Ne cenneti kalmış, ne cehennemi, bir varmış, bir yokmuş. "Zaman"a da inanmıyormuş artık. Büyük ve kalabalık umutları boğazlamış. Küçük ve tensel gerçek umutçuk ünitelerine bağlamış kendini.
Yokum derken varlık hissiyatı ve sorumluluğundan;
Varım derken yokluğun güvensizliğinden, güçsüzlüğünden
Utanmış.
Utanç bitiyor artık diye sevinirken yine aniden çocukluk ahlakının dibinde boğulmuş.
"Yaşanan" diye bir şey yokmuş, yaşandığı varsayılan şeyler var, tüm yaşam bir önyargıymış yani.
"Geçmiş yaşanan" olması işine geliyormuş insanın, "yaşanmış" gibi bahsedebilmek için.
Lakin bir şeyin "geçmiş" olması" zaman"ın varlığı üzerine kesin bir yargıyı gerektiriyor ya. Ama "zaman" yaşamamaya bir övgüden, yaşamama beklentisinin söylencesinden başka şey değil ki...
(30.08.09)
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder